Tilkilerin Habitatı


    Kafamın içinde dolaşan tilkilerin keşke kendilerine ait bir ormanları olsaydı. Benim zihnim gibi bir habitat yetersiz gelir onlara. Sahi biraz düşününce yalnızca tilkiler de yok bu karmaşık düzende; yılanlar, çıyanlar, öküzler ve gece yatmadan evvel koyunlar belki...

    Masumları olduğu gibi tehlikelileri de var fark ederseniz. Tilkiler, minik bir çocuğun mutluluk hevesleriyle uçurduğu bir uçurtma gibi özgürce oradan oraya süzülen düşüncelerime benzerken; yılan, çıyan ve bilimum sürüngenler dış etmenleri temsilen bu habitatta yer alıyor.

    Dış etmenler negatif yahut pozitif olsun farketmez, habitatta edindikleri yer aynı oluyor: böcekler ve sürüngenler. Değişmez savunma mekanizmamın bir parçası olarak kim olursa olsun ilk önyargılarım, bana herhangi bir konuda verilen ilk doneler ve sinsi yaklaşımlar ister istemez bu kategoriye girmek zorunda.

    Bu alemin en ağır topuna yani içe oturan öküzden de bahsetmemiz gerekir. Gerçekleşmesi imkansız olan, gerçekleşmeyen yahut gerçekleşeyazan tüm hayaller, dayanılmaz pişmanlıklar ve üzerine basmadan ilerleyemeyeceğim cam kırıklarıyla dolu olan ilişkilerim bu hayvanda toplanıyor. Anlık etkisi pek önemli olmasa da kümülatif olarak muazzam bir yüke tekabül ediyor zihnimde. Tüm habitatı büken bir kütleye sahip olmasının yanı sıra, bu alemin birbirine sıkı sıkıya bağlanıp, zihnimin sonsuz sinapslarında kaybolmasını önleyen bir düzeni de sağlıyor aslında bu öküz. Zira hayallerim, pişmanlıklarım ve tecrübelerim; zihin kumaşımın terzisidir aynı zamanda. Eğip bükerek farklı kıyafetleri düşüncelerime yakıştıran terzi de bu öküzün üstünde oturuyordur muhtemelen.

    Uykuyu yöneten ve masum görünen koyunlar ise her zaman sütten çıkmış ak kaşık olmuyorlar tabi. Koyun postu giymiş kurtlar mevzubahis bu noktada. Sabah ezanının saba makamını adeta ezberlediğim, gecelerini gündüzlerine umarsızca bağladığım günlere mahal veren bu yalancı koyunlardan az çekmedim ben. Upuzun gece düşüncelerini de bu hayvanlara borçluyum aslında, pek de haklarını yememek lazım. Çoğu sorunun çözüldüğü, kendimle muhakemelerle mahkemeler düzenlediğim o sakin “sabaha doğru”lar olmasaydı, eminim ki şu anki ben, ben olamazdım.

    Bu kurt mevzusunu biraz daha açacak olursak, bu hayvanların bazı vakitler koyun postu giymek zorunda hissetmediklerini de söyleyebilirim. Tehlikeleri gözeten, hem fiziksel, hem de mental sağlığımı koruyan “savaş ya da kaç” güdüsünü kurtlar yürütüyor çünkü.

    İşin püf noktası aynı doğa anada olduğu gibi bu habitatın belirli bir dengeye erişmesi gerekliliğini yerine getirmek aslında. Besin zincirinin belirli koşullara göre devamlı dengeye ulaşması yükümlülüğünü daha çok tilkiler sağlar. Zira bu masum düşünce uçuşmaları adeta tüm hayvanlar arasındaki iletişimi sağlayarak hislerimin terazi uçlarını eşit tutuyor.

    Her insan gibi bende de var bu habitattan. Yalnızca bazı zamanlar, dengede olması gereken terazinin yerini yeller alıyor ve adaletin timsali olan “adalet hanım” bir anda gözbağını bir kenara fırlatarak kılıcına sarılıp, etrafı darmaduman ediyor. Böyle durumlarda haliyle tüm hayvanlar arası iletişim bozulup, yalnızca yırtıcılar ve zararlı olanlar hüküm sürmeye başlıyor.

    Bazen bu tilkileri salıvermek lazım gelir. Zihnimizdeki yüksek duvarları aşmalarına göz yumup, başka insanlara tesir etmelerini sağlamalıyız. Onları bünyemizdeki habitatta tutmada zorluk çekiyorsak, muhakkak başka zihinlerle paylaşmalıyız. Aksi takdirde öz benliğimizdeki adaletin keskin kılıcını göğsümüze saplı halde bulabiliriz…

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar