Onay
![]() |
| bazen bir tokalaşma kadar kısa, bazen de bir ömürlük yangın kadar yakıcı |
Onay almak. Ne kadar basit değil mi? Onay, almak. Alınan bir şeydir onay, daha doğrusu yalnız, alındığında haz verir. Aileden, arkadaştan, öğretmenden, sevdicekten alınan onaylardır insanın hayatını şekillendiren. Onay almayan, kendini değersiz hisseder, yalnızlaşır ve çöker.
Etrafında kendisini anlamayanlarla çevrili olan insan da çoğu şeyi başarabilir. Güzel bir aile kurar, iyi arkadaşlık eder, yüksek notlar alır. Lakin onaylanmadıkça bunun bir değeri yoktur. Asıl haz algısı için bir başkasının bu duruma şahitlik edip, aynı hisleri onunla paylaşması gerekir. HIMYM dizisindeki Barney karakterinin dillendirdiği; "whatever you do in this life, it's not legendary, unless your friends are there to see it" sözündeki "see" kavramı onaydır aslında. Yalnız fiziksel değil, ruhen ve gözleriyle de onaylar insan sevdiğini. Yani ne kadar efsanevi şeyler yaparsan yap, değerini bilmeyen insanlarla çevrili oldukça yeterince iyi hissedemezsin.
Varmak istediğim kanı şudur; başarı yolunda çekilen acılara katlanabilmek için ya onay alarak ilerlemek, ya da bitiş çizgisine ulaşana kadar acı çekmek gerekir. Bu acı, insanı yalnız büyütmekle kalmaz, hissizleştirir de. Zira onay reseptörleri kullanılmaya kullanılmaya körelmiştir artık. Başarmıştır kişi, fakat hangi bedelleri ödeyerek, ne uğruna?
Tek başına kutlanılmaz başarı, kutlanılırsa bile o kutlama olmaz, teselli olur. İnsanın kendi kendini tesellisi de en acı fakat, en etkili teselli biçimidir. Başarı yolunu kendileri ilerleyen insanlar büyümenin yanı sıra güçlenir de. Bu güç; kendi kendini teselliden, koşarken ayağına batan dikenlerden ve dolayısıyla hissizlikten gelir. Hissiz birini hangi duygu yıldırabilir ki?
Yalnızca hırs vardır o insanda. İleride alınabilecek olası onay kavramları iyi gelse de, artık onun için pek bir anlam ifade etmez. Şu noktada, aşağıdaki dizeleri ödünç alabilirim kendimden;
"Hiç yüzünü gösterme güneş
Kasırgalar yüzüme çarparken neredeydin
Hiç tenime vurma harelerini
Ben dolularla vurulurken neredeydin"
Afetler insanın başından gelip geçtikten sonra, açan güneşin bir anlamı var mıdır? Elbette ki mutlu olmak, kötü günler görmeden imkansızdır. Çünkü mutsuzluktur, mutluluğu yaratan. Her şey zıttıyla var olur ancak öncelik, bu kavramların olumsuzundadır her daim.
Başarı yolunda çekilen acılar ardından yaşanabilecek güneşli günlerin anlamını yitirmesi, kişi o yoldayken, ondan "esirgenen" ışık hüzmelerindendir. Yalınayak koşarken bir an olsun dinlenmek istediğinde bir yudum su yahut biraz meltemin esirgenmesi, kişide derin bir hissizlik yaratır haliyle. Hayattan beklentisini günbegün yitiren insan, reseptörleri de köreldiğinden gittikçe daha zor birine dönüşür.
Her ne kadar küçük şeylerde arasa da mutluluğu, her ne kadar sevse de sanatı, zanaati, müziği ve ruhu.. bir türlü kendinde bulamaz kendini. Kendi gibi birini bulmak dışında herhangi bir şansı yoktur bu "onaysız" kişilerin. Çünkü hayat onlara verebileceği iyi niyeti esirgemiştir ve sonradan gelen telafiler çoktan anlamını yitirmiştir.
Yaralı insanlar, ancak ve ancak yaralı insanlar tarafından anlaşılabilir. Zira yalnız onların empatisi yerini bulur. Onların "onay"ı onları iyileştirir ve kolaylaştırır. Önceden esirgenen tüm doğan ve batan güneşler, meltemler, baharlar ve güzler, çiçekler ve böcekler, aşklar ve savaşlar, gülüşler ve düşler bir anda beliriverir insanın zihninde.
Yaralı insanlar ancak o zaman başarır, yaralarını iyileştirmeyi,
Ancak o zaman anlaşılır, yaralı insanların değeri…




Yorumlar
Yorum Gönder