Aşktan Sonra
Sevilmek, sevmekten kıdemlidir her vakit. Etken bir aşk, edilgen bir sevdaya ağır basar her zaman. İnsan sevmekten çok sevilmek ister. Öyle karşılıksız sevgi diye de bir şey yoktur bu dünyada.
Zira karşılığı olmayan hiçbir şey yaratılmamıştır. Maddenin bile bir “anti”si varken nasıl olur da sevmenin olmaz?
Antisevmek diye bir şey yok elbette lakin en “karşılıksız” seven insan bile bir mükafat bekler neticede. Farkında olmasa bile alır da çoğu zaman. Platonik aşıklar bile bu kör edici aşktan nasibini mutluluk hormonlarıyla alır, sevdiğinin bir bakışından aldığı haz onun için bir ödüldür değil mi?
Birbirini seven iki insan diğerinden yararlanır. Kendisinin sevilmesi gibi sevmek ister en basitinden. Kendi yaptığı fedakarlıkları karşıdan ister, en az sevdiği kadar sevilmek ister, ister de ister anlayacağınız.
Bu durum pek tabi ayıplanacak bir şey değil, aksine insan tabiatının ve ruhsal yapısının temelini oluşturur. Verdiğin kadar alırsın bu hayatta her zaman.
Fakat sen 10 elma verdin diye her zaman 10 elma alamayabilirsin. Bazen eline armut geçer, bazense kurumuş otlardan bir demet.
Sevdi diye her zaman sevilmez insan. Bazen de kayıtsızlık geçer eline. Hatta 10 sevi verdiyse 1000 tane kayıtsızlık reva görülebilir ona. Lakin tüm bunlar sevmenin önüne engel değildir. Çünkü ne alacağımızı kestiremediğimiz vakitler, en çok verdiğimiz zamanlardır.
Zaten sırf bu durum bile heyecanlı ve coşkulu yapmaz mi bu duyguyu? Sonunda ne olacağına dair en ufak bir ipucumuz yokken en başında heyecanlanmaz mıyız? Korkarız bile böyle durumlarda; çünkü aşk, korkuyla karışık hezeyanlar bütünüdür aslında.
İşin sonunda kayıtsızlık olsa bile insan sevmek ister yani. Peki, eline hiçbir şey geçmeyecek riskini bile alan biri tarafından sevilmek nasıl bir histir? İşte bu, ilk paragrafta bahsedilen şeydir. Karşılığı yalnızca “karşısındakini sevmek” gibi muazzam bir utkuya sahip olan bu duyguyu hak etmek her yiğidin harcı değildir.
Bu harç, her zaman çabalayarak elde edilen bir şey değildir. Zira çabasız bir çekiciliği herkes ister. İşte, bahsettiğim tam olarak bu; sanırım bu dünyada daha yüce bir his yoktur.
Daha kıdemli bir sevgi hakkını karşı tarafa tamamen gönüllü şekilde vermek ancak aptalların yapacağı iştir. Ve “aşk” daima aptallaştırır insanı. Aptalca sevmek, aklı başında bir halde tutulmaktan daha büyük bir sorumluluktur aslında.
Aptal biri, aptallığının henüz farkına varmayan biridir zaten. Bu tür sorumluluğu da ancak öyle şahıslar alabilir zannımca. Yalnızca gözleri sevdiceğinden başkasını görmeyen biri böylesine kör olabilir.
Edilgen sevdaların tek sorunu da budur: aşk olamamaları. Bir süre sonra insanın aklı başına geliyor çünkü. O budalalık seremonilerinden kurtulup karşısındakini bir melek değil de “insan” olarak görüyor sonuçta.
Tüm bu farkındalık sonrası afallamaktan kurtulan aşığın asıl duyguları da o zaman ortaya çıkıyor zaten. Gerçekten seviyorsa onu, bir kere daha aşık olmaktan çekinmeyecektir çünkü.
İşin özü, etken aşklar edilgen sevdalardan daha yoğun hisler olsa da, bir noktadan sonra o edilgenliği arıyor insan. Gerçek benliğinin dahi sevildiğinin ancak o zaman farkına varıyor.
Böyle doğuyor aslında o büyük sevdalar. “Aşktan sonra”ya kalabilenlerin mükafatı, sevdiğiyle bir ömür geçirme hakkı oluyor çünkü. Ve evet, bu gerçekten de her yiğidin harcı değildir ve bu harç için koca bir ömürden feragat etmek gerekir…




Yorumlar
Yorum Gönder