Otobüs Molaları ve Serkeş Adımlar
Son zamanlarda yaptığım otobüs yolculuklarından kendime düstur edindiğim, yarım saatlik mola duraklarında serkeş adımları kullanırım. Bence hayatı kendi nezdinde tanımlamak için mükemmel yerlerden biridir zira orada yaşanan her şey geçicidir, tıpkı hayat gibi.
Bir ihtiyacım yoksa dahi otobüsten iner, eskiden yaptığım gibi insanlardan oluşan kalabalıktan ziyade o mekânın en ücra ama manzarası da en güzel yerinde soluğu alırım ve bu soluk genelde yeni yakılan bir sigaradan alır nasibini.
Bu adımlar beni bir nebze kurtarır sıkıcı geçen otobüs yolculuklarının yine sıkıcı olan beden yorgunluklarından. Kare kare döşenmiş beton zeminlerden oluşan geniş alanda inen yolcuları, tesis çalışanlarını, gelmiş ve geleyazan, duran ve hareket edecek olan otobüsleri izlemek ve gözlemlemek çok şey katar bana.
Eğer bir gece yarısı üstgeçit yahut otoban köprüsünden arabaları seyredip "bu insanlar nereye gidiyor bu vakitte" diye düşündüyseniz anlarsınız beni. Bu gözlem ve insanları anlama arayışında yer yer serkeş adımlar ve aniden durup da sönmek üzere olan sigaradan çekilen bir nefesle yeniden harlanan alev eşliğinde kaybolurken bulursunuz kendinizi.
Her birinin hikayesi ve geleceği beliriverir gözlerinizin önünde. Tahmin ve düşünceler silsilesinde o insanların her birine bir rol biçip, ister istemez kendinizle mukayese edersiniz hayatlarını ve eksik - fazla eğrisinden bir nokta belirlersiniz onlara. Ayırırsınız insanları kendi kafanıza göre ve inanın çok da keyifli bir şeydir bu. Sanki izinsiz hayatlarına girmiş bulunduğunuz bu beşerlerin her birinin kendi dertlerini incelemek bir suçmuş gibi gelir size.
Aslında bir suç da teşkil edebilir etik düşünce yapısına göre ama şükür ki 1984 kitabı distopyasındaki düşünce polislerinin var olduğu bir dünyada yaşamıyoruz (en azından şimdilik).
Bu tatlı suçu işlerken bir yandan bu dinlenme tesisi çalışanları acaba nerede yaşıyor diye sorgular, bir yandan da gelip geçen yaşamın insanlar üstünde nasıl bir tesir bıraktığını düşünürsünüz.
Her türlü insan vardır çünkü ortalama bir otobüste: gencinden yaşlısına, keşinden düzgününe, hayattan yorulmuşundan daha hayatı tecrübe etmemiş olanlarına kadar. Eksik - fazla eğrisinden bahsettiğim de budur aslında. Acaba bu insan ne yaşıyor ve yaşamakta? Şu an ne düşünüyor böyle içli içli çayını içerken derken mola bitiverir mesela. Benden eksik yahut fazla ne yaşamış, ne tecrübe etmiş yahut edememiş…
Söz konusu adımların şöyle de bir güzelliği vardır; eşsiz benzersiz empati yeteneği katar insana. Bir dedenin yahut çocuğun gözünden dünyayı seyretmeye başlayabilirsiniz bir anda. Dedenin tecrübesi ve çocuğun heyecanı katılıverir birbirine ve ortaya izlenesi, yaşanası birçok an çıkar.
Gelen ve giden otobüsler için de aynı şey geçerlidir aslına bakarsanız. Yani o çelikten insan taşıyıcıları da birçok anı biriktirmiştir özlerinde. Bazen kavuşmak isteyen iki sevgilinin hasret acısına ev sahipliği yapar, bazense kavuşma yolunda gidenlerin vuslat sevincine. Bazen kara haberi tez getirir bu lanet otobüsler, bir cenaze evine gidilir yahut mesut haberlerle karşılaşan aileleri birbirine kenetler bir düğün havasıyla. Demek istediğim, içine bindiğiniz o otobüslerde öyle çok yaşanmışlık vardır ki sanki bir geriye çekilip baksanız dile geliverecek gibi olur bu cansız varlıklar.
Velhasıl serkeş adımların pek de serkeş olmayan yaşattıklarının ardından otobüse binersiniz. Sırt ağrıları ve o çocuğun ağlaması ve dedenin homurtusu karışır birbirine. Özellikle gece yolculuğuysa bir süre sonra kesilir bu sesler ve size az önceki anları analiz etme imkânı tanır.
Veya tanımaz, siz de gayet normal insanlar gibi çayınızı içip yolunuza bakarsınız. Belki de benim gibi garip insanların anlayabileceği bir şeydir bu. Eğer siz de öyleyseniz muhakkak bir başkasıyla da yolculuğa çıkmayı deneyin zira ikişer ikişer atılan serkeş adımlar daha bir iyi gelir bünyeye.

Yorumlar
Yorum Gönder